|
HATTUŞA’DA SÜRDÜRÜLEN ARKEOLOJİK
KAZILAR
TARİHE IŞIK TUTMAYA DEVAM EDİYOR…..

Hitit Uygarlığının tarihi başkentinde 2008 yılı Arkeolojik kazı
çalışmalarına başlandı. Yaklaşık olarak 100 yıldır devam eden kazı
çalışmalarında bu yıl Hattusa Şehir suru içerisinde bulunan Sarıkale
önünde devam edilecek.
Alman
Arkeoloji Enstitüsü Başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarına
Doç.Dr. Anderas SCHACHNER başkanlık yapıyor.
Doç.Dr.Anderas
SCHACHNER
Doç.Dr Anderas SCHACHNER 2008 yılı kazı çalışmaları ile ilgili
olarak;
“Geçen yıl ve bu sene iki bölüm halinde kazı çalışmalarını
sürdürmekteyiz. 1. Bölüm yıllardır devam eden Hattusa şehri
içerisinde yapmış olduğumuz kazı çalışmaları 2. Bölüm ise Boğazkale
bölgesinde tespit edilebilen ilk yerleşim bölgesi olan ve yaklaşık
olarak M.Ö. 6000 ila 5000 yılları arasında yerleşime sahip Çamlıbel
Tarlasındaki Dr. Ulf DIETRICH SCHOOP yönetimindeki kazı
çalışmalarıdır.
Çok uzun bir geçmişe sahip olan Boğazköy kazılarında son 10 yıla
yakın bir dönemdir Sarıkale önünde bulunan yerleşim alanlarında kazı
çalışmalarını sürdürmekteyiz. Bu yıl itibariyle bu bölgede yapmış
olduğumuz kazı çalışmalarını tamamlayacağız. Sarıkale önünde yer
alan bölüm Yukarı şehir olarak bilinen bölgenin orta kısmında kalan
bir kısım ve buradaki yerleşim ile ilgili fazla bir bilgiye sahip
değiliz. Daha önce sürdürülen kazı çalışmaları özellikle sur ve
tespit edilen önemli tapınak ve saray gibi önemli mimari eserler
üzerinde yapılmıştır. Şehrin orta kısmında kalan bu bölgenin
mimarisi ve şehir için ne gibi bir önemi olduğunu tespit etmek için
bu alanda kazı çalışmaları yapılmaktadır. M.Ö. 1550 ile M.Ö. 1200
yılları arasında yerleşimin yoğunlaştığı bu bölgedeki kazı
çalışmalarında halkın kullandığı konut mimarisine rastlanmamıştır.
Kısa bir dönem maden işleme atölyeleri olarak kullanıldığını
düşündüğümüz mimari yapılara rastlandı sadece. Onun dışında dönemin
resmi binaları olarak nitelendirebileceğimiz yapıların ağırlıklı
olarak bu bölgede de hakim olduğunu söyleyebiliriz. Şehir içerisinde
yapılan kazılardan genel olarak şu sonuca varabiliriz. Hitit
Başkentinde sur içerisinde kalan bölümde sıradan insanların yaşadığı
yerleşim bulunmamaktadır. Sur içerisinde kalan tüm yapılar devlet ve
imparatorluk yönetimini ilgilendiren, resmi binalar, tapınaklar,
askeri ve idari birimlere ait binalar ve imparatorluk ailesinin
yaşadığı yapılardan oluşmaktadır.

Önümüzdeki yıldan itibaren Hitit Başkentinin ilk yerleşim alanı olan
ve Aşağı Şehir olarak bilinen bölgeye kazı çalışmaları
kaydırılacaktır. Yaklaşık son 30 yıldır yapılan kazı çalışmaları
genellikle Yukarı Şehir yani imparatorluk başkentinin ihtiyaca
binaen daha sonradan büyütülerek ve ikinci bir sur sistemi yapılarak
şehre dahil edilen bölgelerinde yapılmıştır. Ve Yukarı şehir
mimarisi, yaşam tarzı, kullanılış amaçları hakkında Aşağı Şehirde
yer alan bölgelere göre bir hayli bilgi edinmiş durumdayız. Bu
bilgilerin ışığında şehrin ilk yerleşim alanı olan Aşağı Şehirde
kazı çalışmalarına devam ederek bu alanların şehir hayatındaki yeri
hakkında bilgi toplamaya çalışacağız. Şu anki planlarımıza göre
Aşağı Şehirde bulunan Büyük Saray (Kral Sarayı) ile Büyük Mabet
arasında bulunan bölgede 10 ila 15 yıl kadar sürecek olan bir kazı
sürece başlayacaktır. Bu kazılar Aşağı Şehrin gelişimi hakkında daha
detaylı bilgi edinmemizi sağlayacaktır.” Dedi.
Boğazkale de yürütülen kazı çalışmalarının ikinci ayağını oluşturan Çamlıbel Tarlası mevkiindeki kazı çalışlarında ise (UNIVERSİTY OF
EDINBURG ARCHAEOLOGY ) Edinburg Arkeoloji Üniversitesinde öğretim
üyesi (LECTURER) olarak görev yapmakta olan Dr. Ulf DIETRICH SCHOOP
yönetiminde Boğazkale bölgesindeki ilk yerleşim alanları hakkında
bilgi toplanmaya çalışılıyor.

Neolitik dönem (M.Ö. 6000-5000 yılları arası) yerleşim yerleri olan
bu bölge Kuzey Anadolu’da ender rastlanan yerleşim alanları
arasındadır. Bu dönemde Anadolu’da bulunan yerleşim yerleri genelde
orta ve güney Anadolu bölgelerinde Höyükler halinde gözükmektedir.
Bunun nedeni ise o dönemlerde bu bölgelerin yerleşime daha uygun
konumlarıdır. Bu dönemlerde Anadolu’nun kuzeyinin büyük ormanlar ile
kaplı olduğu tahmin edilmektedir. O dönemlerde büyük ormanlık
alanları yerleşim yeri için uygun şartlar oluşturmaktan uzak olması,
bu bölgede yapılan kazıları daha ilginç hale getirmektedir.
Dr.Ulf
DIETRICH SCHOOP
Kazı
çalışmaları hakkında bilgi aldığımız Dr. Ulf DIETRICH SCHOOP ;

“Hitit başkenti olan Hattuşa bölgesinde insan hayatının ne zaman
başladığı, bu bölgenin yerleşim alanı olarak neden tercih edildiği
gibi sorulara cevap aramak için ilk yerleşim alanlarının tespit
edilerek bu alanlarda kazı çalışmaları yapıldığını söyledi. Önceki
yıllarda Yarıkkaya ve Büyükkaya mevkilerinde bu dönemlere ait küçük
ölçekli kazıların yapıldığını, ancak ilk kez Neolitik döneme ait,
Anadolu’nun Kuzeyinde bir yerleşim alanında kazı yapıldığını
belirtti.
M.Ö. 6000 ila 5000 yılları arasında yerleşim ve yaşam tespit edilen
yerlerin genelde Konya Ovası, Göller Yöresi gibi daha çok
Anadolu’nun güney kısımlarında yer alan ve günün şartlarına göre
yerleşim için daha uygun alanlar barındıran bölgelerde Höyük
şeklinde yapıldığının tespit edildiğini söyleyen Dr. Ulf DIETRICH
SCHOOP, Anadolu’nun Kuzeyinde azda olsa rastlanan bu yerleşim
alanlarının ise daha küçük ölçekli, birkaç evden oluşan yerlerden
oluştuğunu belirtti.
M.Ö. 6000 ila 5000 yıllarında Kuzey Anadolu’nun genelinde ormanlık
alanların hâkim olduğunu, bu durumun ise dönem şartları itibariyle
zor hayat koşulları demek olduğunu söyleyen Dr. Ulf DIETRICH SCHOOP,
sürdürülen kazı çalışmaları ile, Yaşam koşulları daha uygun olan
güneyden kuzeye neden gelindiği, bu bölgenin seçilmesinde hangi
faktörlerin rol oynadığı, o günlerde yaşayan insanların coğrafi ve
iklim şartları bakımından daha zor şartlar taşıyan kuzey
bölgelerinde nasıl hayatlarını sürdürdükleri, mimarileri ve günlük
hayatları hakkında bilgi toplamayı hedeflediklerini söyledi.
İki yıldır sürdürülmekte olan kazı çalışmalarında azda olsa bu
soruların cevapları hakkında küçük ipuçları bulduklarını söyleyen
Dr. Ulf DIETRICH SCHOOP, bizim işimizde kazı yapmak işin en kısa
süren kısmıdır, bulunan tarihi eserlerin, botanik örneklerinin vs.
bulguların analiz edilmesi, yorumlanması ise daha uzun süren bir
işlemdir. Tahmin ediyorum ki iki üç yıl içerisinde daha somut
bilgiler elde edeceğiz.

Ama küçük buluntular ile azda olsa bilgi edinmeye başladık, örneğin
bir tane Akdeniz’de yaşayan bir kabuklu canlı fosili bulduk, buda
demek oluyor ki bu bölge o dönemlerde de ticaret yollarının ulaştığı
alanlar arasında idi ve insanlar diğer yerleşim bölgelerinden bazı
ihtiyaçlarını ticaret ile karşılama imkânına sahiptiler. Buda bize
Anadolu’da karşılaşılan ilk yerleşim ve ilk insan hayatının başlığı
günden beri Hitit Başkentinin bulunduğu coğrafyanın yerleşim olarak
seçilmesi tamamen tesadüflerden oluşmamıştır. Devam eden kazı
çalışmalarında elde edilecek bilgilerin analizlerinin yapılmasının
ardından birçok soru işareti ortadan kalkacaktır, bu amaç için tüm
kazı ekibi olarak özverili çalışmalarımız devam etmektedir.” Dedi.
EV
İÇERİSİNDE BULUNAN BEBEK CESETLERİ
M.Ö. 6000 ila 5000 yıllarında yaşayan insanlar ile ilgili olarak,
yapılan kazı çalışmalarında ilginç bir gelenek tespit edildi. Daha
önce Anadolu’nun güneyinde rastlanan bu geleneğin aynı dönemde
Kuzeyde yaşayanlar tarafından da uygulandığı ortaya çıktı.
Çamlıbel Tarlası mevkiinde yapılan kazı çalışmalarında evlerin
içerisinde ve yaşam alanların altlarına gömülü olarak bulunan küp
içerisinde bebek cesetleri bu geleneğin o dönemde tüm Anadolu’da
yaygın olduğunu gösterdi.
Bulunan bu
küp mezarlar içerisinden sadece bebek cesetlerinin çıkması, dönem
insanının bebeklerin savunmasız ve korumasız olduklarını düşünerek,
onları uzakta veya dışarıda bir yerde savunmasız olarak gömmek
yerine evlerinin içerisinde bir yere küp içerisinde hazırladıkları
mezarlara gömerek korumaya almayı amaçladıkları, yetişkin insanların
ise kendilerini koruyabildiklerinden ev içerisine değil de dışarıda
bir yere gömüldükleri tespit edildi.
Bebeklerin öldükten sonrada korumaya ihtiyaç duyduklarını düşünmek o
dönemlerde de ikinci bir hayatın varlığına, öldükten sonrada bir
yaşamın olduğuna olan inancın varlığını göstermesi açısından ilginç
bir tespittir.
|